top of page

Yüzleşememek

firatakkemik
21 Ağu
3 dakikada okunur
Yüzleşmek her zaman kolay değil
Yüzleşmek her zaman kolay değil

Yüzleşmek zor!


Sevmediğin bir davranışı yapan birine, “Bunu yaptığında böyle hissediyorum” demek zor. Onu, karşı tarafın savunmaya geçmeden dinleyeceği şekilde verebilmek ise en zoru. O duygusallıkla doğru kelimeleri hem kendin hem de karşındaki için seçmek de hiç kolay olmuyor. 


Keşkeler burada devreye giriyor; 

Keşke içinizdeki duyguyu, düşünceyi ifade edecek cesareti bulabilsek

Hadi bulduk diyelim, keşke doğru kelimeleri seçsek, karşı taradın tepkisi ile tetiklenmeyebilsek 

Ya da keşke karşımızdaki insanın iletişim kurma cesaretini kırmadan dinlemeyi başarabilsek, 

Keşke savunmaya veya suçlamaya geçmeden birbirinizi anlamaya çalışabilsek,

Ah keşke…keşke..


“Ben öyle demek istemedim.”


“Sen de çok hassassın.”


“Bunu neden bu kadar büyütüyorsun?”


“Ben zaten senin için şunu şunu yaptım.”


Bazen bir ilişkinin bozulduğu, samimiyetini yitirdiği yer tam da burası oluyor. Çoğu zaman kendimizi açıklamaya çalışırken anlamaya çalışmaktan uzaklaşıyoruz. 


Karşımızdaki insan bize bir davranışımızı söylerken hemen pençelerimizi çıkarıyoruz. Hemen niyetimizi savunmaya başlıyoruz. Oysa ilişkilerde önemli olan niyetimiz kadar karşımızdaki insanda bıraktığımız etki de önemli.

Yıllardır birbirlerini seven ama konuşmaları giderek azalan insanlar düşünün 

İki kardeş

İki dost

İki sevgili

İki iş arkadaşı …


Aslında büyük bir kavga yok. Sadece biri diğerinin bazı davranışlarına kırılıyor.

“Şimdi söylersem aramız bozulur, yanlış anlar” diye düşünerek susuyor. Sonra bir başka olay oluyor. Biraz daha içine kapanıyor içine. 


Derken bir gün diğerinin söylediği küçücük bir cümle, yıllardır biriken her şeyin üzerine geliyor. Geçmiş tüm birikimleri heybesinden çıkarıp ortaya atıyor. 


O son cümle, sadece son damla oluyor. “Ne kadar büyüttün”ler başlıyor. Aralar açılıyor. Geri dönülmez mesafeler araya giriyor. 


Birinin dağınık olması diğerini rahatsız ediyor mesela. İlk başta söylüyor.


“Biraz daha dikkat edebilir misin, aradığımı bulamıyorum”


Sonra birkaç kez daha oluyor. Bu kez söylemiyor. Diğeri, artık alıştığını ve artık dert olmadığını düşünüyor. Onun söylemekten vazgeçtiğini düşünmüyor. 


Söylemeyen ise içinden “Zaten söylesem ne değişmeyecek ki?” demeye başlıyor.


Bir süre sonra mesele dağınık olmaktan çıkıyor.


“Demek ki benim düşüncelerim, isteklerim onun için önemli değil.”


“Demek ki beni önemsemiyor.”


“Demek ki onun hayatında benim yerim, değerim bu kadar.”


Cümleleri ile içinde yankılanıyor.  İlişki artık yaşanan olay üzerinden değil, olaya yüklenen anlam üzerinden ilerlemeye başlıyor.


Mesela birinin samimiyetine güvenerek kişisel alanına giriyorsunuz. Bu diğerinin büyük bir tepki vermesine neden oluyor. O an, kendinizi herhangi biri gibi hissediyorsunuz. Samimiyet bir anda yok oluyor, ortamda buz gibi bir hava esiyor. Hadsiz demiş kadar oluyor. Taraflar açıkça konuşmak yerine geri çekiliyor. 


Tepkiyi alan mayınlı arazide maceraya girmemeye, diğeri ise kendi haklılığını ilan ederek “kendi bilir” tavrına giriyor ve arada kocaman bir mesafe oluşuyor.

Mesajlara daha geç cevap veriyor. Daha az görüşüyor. Daha az konuşuyor. Aynı ortamlara girmekten imtina ediyorlar. Karşı taraf da bunu hissediyor ve benzer davranıyor. 


Ve iki insan, meseleyi konuşamadıkça, ya da konuşulabilir hissetmedikçe birbirlerinden giderek uzaklaşıyor.


İletişim ve ilişkiler böyle böyle kopuyor. Bir cümleyle değil. Birbirinin zihnini okumaya çalışarak. Birbirinden kaçınarak. 


İyi de bizi bu noktaya getiren ne oluyor? 


Belki reddedilme korkusu.

Belki çatışmadan kaçınmak.

Belki karşımızdakini kaybetmekten korkmak.

Belki anlaşılmamak.

Belki “Bunu söylersem daha kötüsü olur” düşüncesi.

Belki de kendimize bile itiraf etmek istemediğimiz bir şey: Karşımızdakinin tepkisini kontrol edemeyeceğimizi bilmek ve olabileceklerin en kötüsünü tahmin etmek. 


Çünkü yüzleşmek bir anlamda “Ben kendi gerçeğimi söyleyeceğim ve senin buna ne yapacağını kontrol edemeyeceğim.”i bilmek demek. 


İşte bu yüzden susmak çoğu zaman daha güvenli geliyor.


Tabi susmanın da bir bedeli var. Söylenmeyen şeyler ortadan kaybolmuyor.


Bazen bir beklentiye dönüşüyor.


Bazen kırgınlığa.


Bazen mesafeye.


Bazen de “Artık eskisi gibi değiliz” dediğimiz o garip hale.


İklimi, çevreyi, sevdiklerimizi etkiliyor. İlişkileri zayıflatıyor, yıpratıyor.


Sağlıklı bir ilişki için en çok neye mi ihtiyacımız var?


Saygı ve sevgi evet ama yeterli değil bence. 


Cesarete de ihtiyacımız var. Sadece söyleme değil duyma cesaretine de. 


“Bunu yaptığında kırıldım” diyebilmeye, anlama ve anlaşılma gayretine ihtiyacımız var. İlişkiler emekle büyüyor. 


Samimiyetle mütevazi yaklaşmak ve açık olmak da önemli ;


“Bunu yaptığımda sende böyle bir etki yarattığını bilmiyordum” diyebilecek kadar açık olmak büyük meziyet bence.


Sağlıklı ilişkilerde insanlar hiç kırılmaz diye düşünmüyorum. Tam tersine Sağlıklı ilişkilerde kırgınlıkların konuşulabileceği bir güvenli alan vardır. Birinin yanında kendin olma rahatlığı, her konuştuğunu ince ince düşünmeye gerek kalmadan doğal olarak paylaşabilmek büyük rahatlık ve konfor.


Birbirimize zarar vermeyeceğimizin, kırmayacağımızın elbette garantisi yok. Önemli olan, böyle bir durumda ne yaptığımız. Kapıları kapatıp sırtımızı mı dönüyoruz? Yoksa birbirinizi anlamaya çalışıyor ve dinliyor muyuz? Birlikte onarabileceğimize dair bir güven yaratabiliyor muyuz?


Hiç çatışmıyor olmak ilişkideki bariyerlerin bir göstergesi bence. Sağlıklı ilişkiler, anlaşmazlıklar ve çatışmalar sonrasında birbirimize nasıl karşılık verdiğimizle değerlendirilebilir. 

Çünkü yüzleşmenin amacı birbirimizi yeniden duyabilmek ve görebilmek.


İlişkilerde amaç haklı çıkmak yerine birbirimizi anlamak. Tam da bu nedenle kendimizi anlatmaya değil, karşımızdakinin anlattığını da duyabilmeye ihtiyaç var. Soru sorma becerisi burada devreye giriyor. “Sen ne hissettin? Sana ne iyi gelirdi?” Diyebilmeyi çok azımız yapabiliyor.

 

İlişkileri sürdürmek hiç kolay değil. Karşılıklı bir dans gibi…Kişiler arası uyum ne kadar iyiyse o kadar keyifli oluyor. Ahenkle dans edebilmek için, deneme cesareti, bolca pratik ve iletişime ihtiyaç oluyor. 


Dansınız keyifli olsun 🌸

 
 
 

Yorumlar


© 2021 by Firat Akkemik

bottom of page